bilimveteknik.com Bilim ve Teknik



warning: Creating default object from empty value in /home/bilim/domains/bilimveteknik.com/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

güneş

Güneş'ten elektrik üretimi yeni değil. Ancak IBM'in Airlight Energy ile ortaklığı iki sorunu aynı anda çözecek. Geliştirdikleri 9 metrelik ayçiçeği şekilli güneş ışığı odaklayıcıları elektrik üretirken bir yandan da tuzlu suyu tuzdan arındırıp içilebilir hale geitiriyorlar. Bu iki işlevli teknoloji taze suyun az bulunduğu sıcak iklimlerde oldukça işe yarayabilir.

Yüksek Odaklamalı Fotovoltayik Isı Düzeneği (YOFID) isimli tasarıda her “çiçek”, geri dönüştürülebilen plastik malzemenin gümüş ile kaplanmasıyla oluşturulan aynalardan 36 tane barındıran çanaklardan oluşuyor. Aynalar günışığını fotovoltaik yongaya odaklıyorlar. Bu yonga da ışıktaki enerjinin yüzde seksenini kullanılabilir enerjiye çeviriyor. Her yonga güneşli bir günde 57 watt'a kadar üretim yapıyor. Tüm çanağın 12 kilowatt elektrik gücü ve 20 kilowatt ısı ürettiği düşünülürse bu kadar enerji ve ısı birkaç ortalama evin ihtiyacını karşılayabilir.

Güneş tutulması, Ay yeniay evresindeyken Dünya ile Güneş arasında bulunduğu zaman gerçekleşir. Bu durumda Güneş diskinin örtüldüğünü (tutulduğunu) ve Ay’ın gölgesinin yer yüzeyine düştüğünü görmekteyiz. Her 29.5 günde bir Ay yeniay evresinde bulunmasına rağmen ayda bir kez tutulma gerçekleşmemesinin nedeni; Ay’ın yörüngesinin, Dünya etrafında dolanırken belirli bir açıya sahip olmasından ileri gelmektedir. Dolayısıyla, yeniay evresinde Ay yörüngesi üzerinde hareket ederken Ay’ın gölgesi Dünya’nın ya üstüne ya da altına düşmektedir. Yılda en az iki kez Dünya-Ay-Güneş’in doğrultusu Güneş tutulmasına izin verecek biçimde konumlanmaktadır. Böylece, Ay’ın gölgesi Dünya yüzeyinin belirli bölgeleri üzerine düşer ve bu bölgelerde Güneş tutulması izlenebilir.

Tam Güneş tutulması olayında, Dünya ile Güneş arasına giren Ay’ın gölgesi, Dünya üzerinde belli bir bölgeye düşer.

Nadiren görülen gökyüzü olayının nefes kesen bir fotoğrafı çekildi

Haber, Bu gözalıcı günbatımı manzarası Güneş’e milyonlarca buz kristali ardından bakılmasıyla meydana geliyor. Su, üst atmosferde donduğu zaman, ‘elmas tozu adı verilen’ küçük ve altı yüzlü buz kristallerinin milyonlarcası meydana gelir.

Günbatımı veya gündoğumu sırasında düşmekte olan bu kristallerle aynı düzlemden geçen bir uçağın içindeki yolcunun karşılaşacağı manzara da böylece ortaya çıkar. Her bir kristal, güneş ışınlarını kıran minyatür birer lens gibi davranır ve ‘Güneş köpekleri’ olarak da bilinen bu fenomeni doğurur.

Güneş’in uzaya doğru uzanan parlak gazyuvarı olan ‘taç’ kısmının neden yüzeyden çok daha sıcak olduğu anlaşıldı.

Gökbilimciler tarafından uzun yıllardır Güneş’in dış atmosferinin yani tacının yüzeyinden çok daha sıcak olduğu bilinmesine karşın bunun nedeni belirsizdi.

NASA’nın ‘Güneş Dinamikleri Gözlemcisi’ adlı uydusu ile Japonya’nın Hinode uydusunun görsel güçlerinin işbirliği sayesinde bilimciler, Güneş’in yüzeyinden taç kısmına doğru fışkıran ve bu tabakayı milyonlarca dereceye ısıtan plazma fıskiyelerini doğrudan gözleyebilme imkanı yakaladılar.

‘İğne’ olarak adlandırılan bu küçük ve dar fıskiyelerin varlığı uzun süredir bilinmesine karşın, doğrudan incelenmeleri daha önce mümkün olmamıştı ve önemli bir etki etmeyecek kadar soğuk oldukları düşünülüyordu. Fakat bu noktalara ‘güçlü’ gözlerle tekrar bakılınca fıskiyelerin Güneş’in iç kısmındaki enerjiyi sıcak tacı oluşturmak üzere dışarıya taşıdıkları belirlendi.

WASHINGTON - Güneş fırtınalarını daha iyi anlamayı ve Dünya’ya etkilerini öngörmeyi sağlayacak her biri bir golf aracı büyüklüğünde ve 620’şer kilogram ağırlığındaki uzay araçları Florida’daki Cape Canaveral’daki askeri üsten Ekim ayında fırlatılmış ve güneşin yörüngesine girmişti.

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi’nden (NASA) yapılan açıklamada, ikiz araçların birbirlerinden yılda 45 derece uzaklaştığı ve şimdi de stereografik (izdüşümle bir ekran üzerine alınan görüntülerin gövdelenmiş olarak gösterilmesi biçimi) ölçüler almaya olanak sağlayacak konumlarını kaydetmeye başladıkları belirtildi.

Açıklamada, Stereo’nun başlıca amacının, uçakların ve uzay araçlarının bütün iletişim sistemlerini etkileyen, dünyadaki elektrik dağıtımını bozan ve uzaydaki astronotlar için tehlike oluşturan güneşte meydana gelen fırtınaları izlemek olduğu hatırlatıldı.

NASA 2012 yılında neler olabileceğini açıkladı. 2012 yılında dünyanın sonu mu geliyor?

NASA’nın yeni ortaya çıkan raporu, ilk kez farklı bir felaketi öngörüyor ve olası bir tarih de veriliyor: 12 Eylül 2012.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nce (NASA) hazırlanan raporda, şimdiye kadar pek de düşünülmeyen, farklı bir felaketten söz ediliyor. Raporda ne küresel ısınma, ne depremler, ne süper-volkan, ne göktaşı çarpması var.

Raporda, Güneş’te meydana gelmesi beklenen büyük bir fırtınadan söz ediliyor. Bunun, Dünya’da yaratacağı etkiler ise “kötü bir kehanet” ya da bir korku filmi senaryosundan farksız…

Güneş yüzeyinde meydana gelen büyük fırtınalarla ortaya çıkan plazma toplarının Dünya’daki enerji şebekelerini çökerterek insanlığı mutlak bir çöküşe sürükleyebileceği uyarısı yapılıyor.

Yeni geliştirilen yazılım sayesinde Güneş atmosferi tam olarak gözler önünde

Haber, Güneş'in dış atmosferi Güneş yüzeyinden çok daha sıcak olmasına karşın, yaydığı ışık Güneş'in yaydığı güçlü ışınlarca baskılanıyor ve ancak tutulmalar sırasında Güneş ışınlarının Ay tarafından maskelenmesiyle görünür hale geliyor.

NASA'nın 'Güneş Dinamikleri Gözlemcisi' adındaki uydusunda bulunan yeni atmosferik görüntüleme sistemi ve özel yazılım sayesinde yıldızımızın atmosferini tamamıyla incelemek artık her an mümkün hale gelmiş durumda.

Uydu geçtiğimiz Şubat ayında Güneş ve Dünya'ya olan etkileri ile Dünya çevresindeki yakın uzayı incelemek üzere fırlatılmıştı. Bundan öncesinde astronomlar koronograf adı verilen bir cihaz sayesinde Güneş'in dış atmosferini herhangi bir tutulma anını beklemeye gerek kalmadan inceleyebiliyorlar fakat cihaz yıldız atmosferinin iç kısmını bloke ettiğinden bu bölgeyi incelemek mümkün olmuyordu.

Güneşimiz henüz gençken Dünya’ya etmediğini bırakmamış. Bugünkünden daha güçlü rüzgarları ve şiddetli morötesi ve X ışınlarıyla saldırırken Dünya’yı yokolmaktan kurtaran şeyse manyetik kalkanımızdı. Bugün hem Güneş daha ‘yaşlı’ hem de manyetik kalkanımız o günlere kıyasla iki kat daha güçlü.

Yıldızımız bugün gezegenimizi doğru bir sıcaklık aralığında ısıtıyor, aydınlatıyor, yaşamın gereksinim duyduğu enerjiyi sağlıyor. Ya başlangıçta? Benzerleri gibi daha soluk olmasına karşın, çok daha güçlü rüzgarı ve şiddetli morötesi ve X ışınlarıyla çevresindeki gezegenleri kasıp kavururken? Anlaşılıyor ki yaşamı, daha ilk canlı hücre ortaya çıkmadan oluşan ve günümüzdeki kadar güçlü olmasa da Dünya’yı öldürücü ışınlara ve güçlü rüzgara karşı koruyan manyetik kalkanımıza borçluyuz.

Son yorumlar